hamdım taşeron idim piştim ana yüklenici oldum; başlarken – yurt dışında türk inşaatçılığı 01

öncelikle şu önemli notla başlayayım; yazdıklarımın tamamı kendi kişisel görüşüm. Yazdıklarımın hiçbiri çalıştığım şirketler ile alakalı değil ve amacım genel olarak kişisel penceremden, türk müteahhitlerinin dünyada aldığı büyük inşaat işlerini görmüş  ve çalışmış biri olarak tamamen kendi adıma yazıyorum. kırılmaca gücenmece yok.

öncelikle yazdıklarımı yurt dışı büyük projeler (gerçek değeri 100 milyon dolar ve üstü) kapsamında, yani dünya inşaat ligleri kıyası ile yazıyorum yoksa taşeronluk işlerinde yazılacak bir konu yok o iş bizde, yani konu ufak hedefler yani taşeronluk olunca çoğunlukta sorunsuz yapıyoruz ama şişirilmemiş reel değeri 100 Milyon dolardan büyük olan işlerde türk mühendisliğinin ve doğal olarak müteahhitliğinin neden patladığını hatta eğer idare/iş veren biraz sistematik ve iş bilen türden ise kaçınılmaz proje zararlarının veya kardan zararın kendimce sebeplerini yazmak istedim.

normalde bir müddettir inşaat konularını ingilizce yazıyorum türkçe bölümünde ise, daha çok yaşam kategorisi dediğim konu başlıklarını topluyorum ama bu bir öz eleştiri olunca  türkçe yazmak daha doğru olur diye düşündüm. gerçi türk insanının eleştiri sever yapısı beni korkutmuyor da değil.

neden başarısız oluyoruz sorusunun yanıtı aslında türk müteahhitlerinin taşeronluktan, ana yükleniciliğe giden yolun hikayesinde yatıyor.

hamdım taşeron idim piştim ana yüklenici oldum;

türk inşaatçıları çok güzel işlere imza atıyorlar ama genelde sorun şu;  türk müteahhitler türkiyede taşeronluk işlerinde damaya damlaya, işlerini adım adım büyüte büyüte artık biz ana yüklenici olabiliriz diyorlar bir kaç ufak tefek işi ana yüklenici olarak bitiriyorlar artık işi tam büyütelim dedikleri anda bir hüsran yaşanıyor işte sorun da aslında bu yolun hikayesinde.

taşerondan, ana yükleniciliğe giden yolun hikayesi bence sorunun asıl kökenlerinden biri.

dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük inşaat şirketleri yollarına ufak taşeron işleriyle başlıyorlar. yani bir anda pıtırcık gibi büyük firmalar fışkırmıyor.

bir taşeron firmanın da iki büyüme yolu var;

  1. özel sektördeki firmalara çalışmak; bu kısımda yer alan taşeronlar genelde biat usulü ile formenlerden seçilen formen firmalarından oluşmakta. Sözleşme, iş yönetimi ve işi en iyi yapanlar falan gibi kriterler yerine işi bilen şirketler şirketlerdir. iş veren için en güzel özellikleri her işi yapmaları iş sonunda da al bu parayı dediğinizde özellikle elinizde devam iş var ise  el sıkışabildiğiniz şirketlerdir.  ilerleyen kısımlarda detaylı yazacağım için burada bırakayım.
  2. resmi kurumlara iş yapmak; ismail cem‘in türkiyede geri kalmışlığın tarihi kitabında da çok güzel özetlemiş türkiye’de müteahhitler ihaleleri devlete yakın oldukları ölçüde kazanırlar şeklinde tek kelimede özetlemişler.  bunun detayların çok bilmiyorum çünkü kendi ülkemdeki idareler ile çalışmadım ama gözlemlerimi ve anıları ilerleyen yazılarda paylaşacağım.

amacım konuları genelde olabildiğince basit en önemlisi uzun yazıların okunmayacağını bildiğim için kısa kısa yazamaya çalışmak gerçi kısası bile böyle uzun oluyor.

ve artık uyarımızı sebeplerimizi ve maksadımızı tamamladığımıza göre; haydi başlayalım o vakit…